logo

Sepetiniz Boş

Sepetinize ürün eklemek için

HUGO FİLMİ HAKKINDA(Part 1) - Akça Medikal |hugo stetoskop steteskop

x

Ürün Arayın

HUGO FİLMİ HAKKINDA(Part 1)

 HUGO FİLMİ HAKKINDA(Part 1)

Bir film yönetmeninin kafasının içini çok merak ediyorum doğrusu.Nasıl olur da bir filmden bu kadar zenginlik fışkırır? Mesela Hugo ’yu çeken yönetmen Scarsase’yi düşünüyorum. Yönetmenin yaşını bilmiyorum ama 1000 yaşında olmalı bence. Her bir karakteri işleyişi,sinemanın geçmişi,geleceği aynı zamanda sinemenın insana neler verdiği,küçük bir çocuğa boyundan büyük bilgelikle yüklediği anlamlar,saatler,otomatonlar,sihirbazlar, daha neler neler…Baş döndürücü bir birikim.Hepsi birbirinden özel incelenmesi gereken unsurlar:

Film koca koca çarkların içinden koşan mavi gözlü bir çocukla başlıyor.Paris’in tren garının içindeki bu koca saat filmin merkezini oluşturuyor. Siyah beyaz masal tadındaki filmde renk olarak hatırlayacağınız iki şey: bu çocuğun gözleri ve Isabel’in sarı saçları. Filmin kahramanı bu 2 çocuk.

Yönetmenin George Melies’in anlatmak ,sinemanın ilklerine saygısını sunmak için yaptığı bu film doğrudan George Melies’i anlatmak yerine bu iki çocuk üzerinden filmi anlatmış.

İlk kameranın icadında amaç belgesel çekmek iken Melies sinemayla sihir yapmayı denemiş. Zaten o bir sihirbaz değil miydi?Sinemanın hayalleri gerçekleştirme alanı olduğunu keşfetmiş.

En beğendiğim sahnelerden biri sinemanın başka hayatlar sunarak yolunda gitmeyen hayatımıza çözüm üretebilmesi,seçenekler sunabilmesi. Hugo ve Isabel’in seyrettiği filmde binanın üstündeki büyük saatin yelkovanına asılıp saklanan adam Hugo’ya ilham vermişti. O da istasyon şefinden saklanırken istasyonun büyük saatinin yelkovanına asılmıştı. Kitaplar da seçenekler sunar insana.Kitap ruhsa sinema da onun bedeni. Filmde ilk göze çarpan karakter Hugo.İnsan mutsuzsa bütün eşya o mutsuzluğun elbisesini giyiyor.Hastaysa ağzının tadı bozulmuştur,bütün yemeklerin tadı aynıdır. Hugo koca istasyonun içinde bir başına yaşıyor. Saatin içinden baktığı her manzara ona yalnızlığını hatırlatıyor,Bu ruh haliyle herkes ona yalnız görünüyor. Yönetmen yalnızlığı çok güzel yansıtmış.Zaten izlerken derinlerde bir yerin acıdığını hissediyor insan.İstasyon müfettişi,yaşlı kadın yaşlı adam,çiçekçi kız. Claude Amca ,Isabel…Hepsi yalnız aslında ve arayış içindeler. Bir aileye ait olup yalnızlıktan kurtulmak istiyorlar.Hugo da yalnız. Otomatonu tamir etmek istemesinin bir nedeni de kendine aile olarak onu seçmesi.

Bir yalnızın halinden ancak bir yalnız anlar.İnsan kendini yaşayamadığı,amacını,görevini anlatacağı insanların olmadığı yerlerde kutuplardaki gibi kalbi üşüyerek yalnızlık çekiyor.Y üzü gülmüyor tıpkı George Melies gibi.Ailesi var George Babanın ama amacını kaybettiği için ,olmak istediği kişi olamadığı için ,harika işler başardıktan sonra küçücük oyuncak dükkanına sıkışıp kaldığı için çekilen o büyük yalnızlık. Bu öyle bir yalnızlık ki kalabalıkta bile insan yalnızdır. Şehirler Geoerge Baba gibi Robinson Crusolarla dolu.